Şimdi dostlar, geçenlerde bir haber düştü önümüze, Wilfried Zaha abimiz meğer ABD'de Charlotte FC forması giyiyormuş (ki habere göre Galatasaray'dan oraya kiralık gitmiş, neyse biz haberin yalancısıyız). Anlaşılan o ki, Zaha'nın o bildiğimiz tutkulu ruhu, Charlotte'taki takım arkadaşlarının performansı yüzünden bayağı bir körelmiş. Adamlar CONCACAF Lig Kupası'nda Chivas'a penaltılarla elenmişler, daha önce de Juarez'den 4-1'lik bir "nazar boncuğu" yemişler. Yani anlayacağınız, gruptan çıkma şansları artık "mucizelere kaldı" denilen o malum kategoriye girmiş. Hadi hayırlısı...
Bu gidişat karşısında Zaha da tabii ki sessiz kalamamış. Maç sonrası mikrofonlara öyle bir konuşmuş ki, sanırsın bir motivasyon semineri veriyor ama içinde hafiften bir "yeter artık!" isyanı da var. Demiş ki "Üzülüyorum çünkü takımın kaliteli olduğunu ve daha iyisini yapabileceğimizi biliyorum." E haklı adam, herhalde Galatasaray seviyesinden oraya gidince beklenti yüksek oluyor. Ama asıl bomba cümlesi şu: "Bir robot gibi ortalıkta dolaşıp futbolu veya takımı umursamayabilirim ama umursuyorum ve bu benim tarzım." Yani diyor ki, "Arkadaşlar, ben buraya turistik geziye gelmedim, ruhumu ortaya koyuyorum, siz de biraz daha gayret edin beyler!"
Ardından da işi iyice felsefeye vurmuş Zaha: "İnsanlar Wilfried Zaha'nın tutkulu olduğunu önceden biliyorlardı. Öyleyse tutkulu bir Wilfried Zaha mı istiyorsunuz, yoksa sadece ortalıkta dolaşan ve umursamayan bir Wilfried Zaha mı?" Yani karar sizin diyor Zaha abimiz. Kendi rolünü 24 maçta 6 gol ve 5 asistle layıkıyla yapmış, topu taca atacak hali yok. Anlaşılan o ki, Charlotte soyunma odasında acil bir "tutku terapisi" seansına ihtiyaç var. Yoksa Zaha'nın bir sonraki basın toplantısında "Ben bu filme figüran olmam!" demesi an meselesi olabilir.