SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
UEFA Şampiyonlar Ligi'nin 4. haftasında Bayern Münih, deplasmanda Atletico Madrid'i 2-0 mağlup etti. Lennart Karl ve Konrad Laimer'in golleriyle kazanan Alman ekibi puanını 8'e yükseltti.
Normalde Madrid deplasmanı, Şampiyonlar Ligi'nde herkesin ajandasında kâbus gibi durur. Uçak bileti pahalı, rakip inatçı, tribün ıslıkla düdük çalar, sen daha ısınmada yorulursun. Bayern ise maça öyle bir giriş yaptı ki sanki deplasman değil de Oktoberfest sonrası halı saha rezervasyonu gibiydi. Pasaport kontrolünde bile omuzlar dik, kahkaha yüksek olur böyle gecelerde.
Karl ile Laimer'in attığı iki gol, maçın hikâyesini de özetliyor aslında. Biri gençliğin verdiği o acayip özgüven, diğeri yıllardır çekmecede duran garanti tornavida gibi. Biri parlıyor, biri işi bitiriyor. Tıpkı evde biri ampulü değiştirirken merdiveni tutan kişi gibi, ikisi de lazım. Biri vitrinde duran spor araba, diğeri kapıda bekleyen güvenilir servis minibüsü.
Üstelik bu skor, Şampiyonlar Ligi'nde Atletico deplasmanı için neredeyse lüks sayılır. Normalde oradan herkes 0-0'ı öpüp başına koyar, 1-0 yenilgisini bile ucuz atlattık diye anlatır. Bayern'in iki farklı galibiyeti, o yüzden deplasman tribününde Almanlar için bedava ikram etkisi yaptı. Herkes birbirine sarılıyor, kimse nedenini sorgulamıyor. İki fark, oralarda neredeyse el bagajıyla değil de iki bavulla dönmek gibi.
Puanı 8'e çıkarmak da bu turnuvada ayrı bir konfor. Ne liderlik stresi var, ne elenme korkusu, tam ortası. Tıpkı ayın 15'inde maaşın yarısı duran cüzdan gibi. Ne cimrilik yapman lazım, ne saçman lazım. Bayern şimdi o rahatlıkla arkasına yaslanıp diğerlerinin birbirini yemesini izleyebilir. Üç puan cepte olunca Şampiyonlar Ligi tablosuna bakmak bile keyifli bir pazar kahvaltısına dönüşüyor.
İşin tribün tarafı daha da komik. Bayern taraftarı için Madrid deplasmanı normalde tapas ye, ıslıklan, dön döngüsüdür. Bu sefer dönüş uçağında herkes taktik dehası kesilmiştir kesin. Koridorda dizlerini birbirine vura vura diziliş anlatan amcalar, Laimer zaten hep böyle koşar diyen dayılar... Zafer herkesi bir anda lisanslı antrenör yapıyor, bu bilimsel bir gerçek. Uçakta muhtemelen biri peçeteye diziliş çizmiş, hostes bile ofsaytı çözmüştür.
Atletico tarafında ise akşamın özeti tam bir pazartesi sendromu. Evdesin, misafirliğe hazırlıklısın, börekler fırında, bir bakmışsın misafir kendi çayını koyup koltuğa yayılmış. Ne kızabilirsin, ne kovabilirsin. Çünkü adam topu da almış, skoru da almış, gitmiş. Yapacak tek şey bulaşıkları toplayıp rövanşı beklemek. Salı sabahı ofiste kimse o maçı konuşmak istemez, herkes havadan sudan bahseder.
Sonuçta bu, Şampiyonlar Ligi'nin dördüncü haftasında alınmış tertemiz bir deplasman galibiyeti. Ne abartıp kupayı şimdiden Münih'e getirmeye gerek var, ne de Atletico'yu gömmeye. Bayern iki gol attı, üç puanı aldı, puanını 8 yaptı ve Madrid gecesini şarkılarla kapattı. Bazıları deplasmanda korkar, bazıları valizine üç puanı koyup döner.
