SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
UEFA Şampiyonlar Ligi'nde dördüncü hafta heyecanı kapıya dayandı. Galatasaray, Alman temsilcisi Stuttgart'ı RAMS Park'ta konuk ediyor ve merakla beklenen maçın ilk 11'i de belli oldu.
Malum, bizde ilk 11'in açıklanması sıradan bir duyuru değil, toplu fal bakma seansıdır. Kadro grafiği düşer düşmez binlerce kişi aynı anda telefon ekranına eğilir, dizilişe bakar ve içinden teknik direktör çıkar. Kimi kadroyu görünce düğüne gider gibi sevinir, kimi aynı kadroya bakıp elektrik faturası görmüş gibi irkilir. Henüz top santraya konmadan mesaj gruplarında üçlü savunma tartışması, dörtlü savunma savunması başlamıştır bile.
RAMS Park'ta Şampiyonlar Ligi gecesi demek, zaten başlı başına bir mahalle düğünü ciddiyeti demektir. Maçtan dört saat önce forma giyilir, atkı kontrol edilir, mideye simit dışında bir şey girmez. Alman takımı geliyor denince tribünde ayrı bir ciddiyet oluşur, çünkü herkes bilir ki disiplinli rakip lafı insana biraz çeki düzen verdirir. Stuttgart dediğin, sanki izin gününde bile erken kalkıp koşuya giden o düzenli komşu gibidir.
Bir de Şampiyonlar Ligi müziği faktörü var ki onu hafife almayalım. O müzik çalmaya başlayınca insanın market alışverişindeki özgüveni bile artıyor. Normalde manavda domates seçemeyen adam, o melodiyi duyunca rakip savunmanın arkasına atılacak topları hesaplamaya başlıyor. Tribünde el kol hareketleriyle taktik anlatanların sayısı bir anda patlıyor. Herkes sanki yıllardır Stuttgart'ı izliyormuş gibi ahkam kesiyor, oysa iki gün önce kadrosundaki üç kişiyi say desen kimse sayamaz.
Taraftar desteğiyle sahaya çıkılacak cümlesi de bizde hafife alınacak bir detay değildir. Bu, RAMS Park'ta ıslıkla tempo tutan binlerce metronom, koro halinde nefes alıp veren dev bir ev ahalisi demektir. Rakip için en zor şey deplasman yolculuğu değil, taç atarken bile kulağının dibinde uğultu duymaktır. Evde misafire çayın yanında bir şey ikram etmek adettir ya, burada da adettir rakibe rahat nefes aldırmamak.
Dördüncü hafta olması da işin ayrı bir psikolojisi. İlk haftaların acemiliği gitmiş, son haftaların hesap makinesi henüz çıkmamış. Tam o arada, ne çok rahat ne çok gergin olunan garip bir eşiktesin. Tıpkı maaşın yatmasına üç gün kalmış ama buzdolabının da tamamen boş olmadığı o kritik dönem gibi. Ne hayal kurmak için erken, ne havlu atmak için geç. Herkes puan durumuna bakıp içinden boncuk sayıyor ama dışarıdan çok rahatmış gibi yapıyor.
Stuttgart'ı ağırlamak da bir yerde evde misafir ağırlamaya benziyor. Evi toplarsın, en iyi tabakları çıkarırsın, ama misafir salonu dağıtırsa içten içe bozulursun. Sahada da durum benzer, ışıkları yakacaksın, koreografiyi yapacaksın, atmosferi süsleyeceksin, ama orta sahayı rakibe ikram etmeyeceksin. Misafirperverlik güzel şeydir, lakin Şampiyonlar Ligi'nde misafirperverliğin ölçüsü maçtan sonra başlar. Maç sırasında herkes kendi koltuğunun, kendi taç çizgisinin bekçisidir.
Sonuçta ilk 11 belli oldu, geriye bir tek o meşhur düdüğün çalması kaldı. Bundan sonrası yeşil zeminde, ıslak formayla, binlerce kişinin aynı anda ayağa kalktığı o tuhaf ve güzel kaosun işi. Kimi elindeki çekirdeği unutacak, kimi gol olurken yanındaki tanımadığı adama sarılacak. Şampiyonlar Ligi yolculuğu dediğin de zaten böyle bir şey, bir bakmışsın Stuttgart maçı pazartesi sabahı anlatılan destana dönüşmüş.
