SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
A Milli Kadın Futbol Takımı'nın 2027 UEFA Kadınlar Uluslar Ligi'ndeki rakipleri belli oldu. Kura çekimi, İsviçre'nin Nyon kentindeki UEFA Genel Merkezi'nde gerçekleştirildi. Milliler, turnuvada yoluna B Ligi'nde devam edecek.
Nyon dediğin yer artık bizim için kura çekiminin Silikon Vadisi gibi bir şey oldu. Topun içine elini sokan o şık takım elbiseli insanların ciddiyetiyle, kahvede okey taşlarını karıştıran abinin ciddiyeti aynı. Biri çıkıp gülümsüyor, salon alkışlıyor, biz evde eşofmanla çekirdeğe devam ediyoruz. Yıllardır bu törenleri izleye izleye hepimiz UEFA protokolü uzmanı olduk, Nyon'u da sanki askerliği orada yapmış gibi ezbere biliyoruz.
B Ligi'nin adı da bir garip zaten. Kulağa ehliyet sınıfı gibi geliyor, sanki A Ligi'ni alırsan kamyon da kullanabiliyorsun. Oysa burası Avrupa futbolunun ara katı, ne zemin katın curcunası ne çatı katının manzarası. Asansörde iki kat arasında kalmışsın, bir üst kata çıkmak için düğmeye basıp duruyorsun. Bizim milliler de parmağını o yukarı okundan çekmiyor, iyi de yapıyor.
Kura çekimi sonrası yaşanan klasik Türk taraftar refleksini de özlemişiz. Daha rakiplerin adı tam okunmadan telefonlar çıkıyor, harita açılıyor, deplasman kaç saat sürer hesaplanıyor. Bir grup oh be, iyi kura diyor, öbür grup en zor grup bize geldi diye karalar bağlıyor. Halbuki iki grubun da elindeki bilgi aynı: Üç beş ülke adı ve bolca özgüven. Teknik analiz desen, tamamen hislere dayalı, meteoroloji tahmini kadar bilimsel.
Bir de bu işin ev hanesiyle karışık tribün sosyolojisi var. A Milli Kadın Futbol Takımı denince herkesin içinde bir mahalle abisi şefkati uyanıyor. Erkek futbolunda her pas hatasında teknik direktör kesilen dayı, burada bir anda pamuk dedeye dönüşüyor. Aferin kızlar, canınız sağ olsun cümlesi dilimize pelesenk olmuş. Oysa sahadaki mücadele aynı mücadele, atılan depar aynı depar. Bizim tribün sevgisi biraz da böyle, önce koruyucu, sonra coşkulu, en sonunda deplasman otobüsü kiralayalım noktasına gelen cinsten.
Kadınlar Uluslar Ligi fikri zaten gündelik hayata çok benziyor. Lig usulü, herkes birbirini ziyaret ediyor, puanlar toplanıyor, komşuluk ilişkileri test ediliyor. Biri sana gelmiş, sen ona gitmişsin, rövanşta baklava getirmişsin. Tek fark, burada baklava yerine pres, ikram yerine geçiş hücumu var. Puan cetveli de apartman toplantı tutanağı gibi, her ay asılıyor ve herkes kendi dairesinin kaçıncı katta olduğunu merak ediyor.
Şimdi önümüzde yine o bildik takvim heyecanı var. Maç günleri ayarlanacak, formalar ütülenecek, televizyon karşısında en rahat koltuk kapılacak. Biri ben bu takımı ilk günden beri takip ediyorum diyecek, öbürü turnuva ağacını salonun duvarına asacak. Sonra hep birlikte aynı cümlede buluşacağız: Yeter ki mücadele olsun. Türk futbolseverin lügatinde bu cümle, kalbim daha fazlasını kaldıramaz ama belli de etmem demenin kibar hali.
Sonuçta Nyon'da toplar açıldı, isimler okundu, defterler dürüldü. Bizim payımıza yine heyecan, uykusuz geceler ve grup hesapları düştü. B Ligi demişler, C Ligi demişler, adı ne olursa olsun sahaya çıkınca mesele aynı: O top çizgiyi geçecek mi, geçmeyecek mi. Geçerse hep beraber sevineceğiz, geçmezse de bir dahaki kura çekiminde yine aynı ciddiyetle ekran başına geçeceğiz. Milli takım bu, kura ne derse desin, bizim takvimde her maç final havasında.
