SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
Ara transfer döneminde orta sahasını güçlendirmek isteyen Roma rotasını yeniden Galatasaray'ın yıldızına çevirmiş. Devrede Napoli, Newcastle United ve Everton da varmış. Haber de tam İngiliz... diye başlayıp gerisini meraka bırakmış.
Roma'nın bu yeniden çevirme işi artık taktik değil alışkanlık oldu. Navigasyona Florya yazıp her ocakta aynı kavşaktan dönüyorlar sanki. Bir ara transfer klasiği: Avrupa'da biri orta sahada aksayınca akla ilk gelen çözüm, telefonu Galatasaray yönüne çevirmek. Bizim tribünde buna eskiden şey denirdi, komşuda pişen bize de düşer mi acaba endişesi.
Başlıkta Gasperini çok istiyor yazıyor, bunu okuyunca insanın aklına acelesi olan biri geliyor. Sanki markete liste yapmış, yoğurt alınacak gibi yıldız alınacak yazmış. Halbuki teknik direktör istemekle taraftar istemek aynı şey değil. Biri tahta başında diziliş düşünüyor, diğeri kahvede transfer konuşurken dizilişi bozuyor. İkisinin ortak noktası ise aynı: İkisi de sanki oyuncu boşta pazarda bekliyor sanıyor.
İşin güzel tarafı liste kabarık: Napoli, Newcastle United, Everton. Dört Avrupa kulübü aynı oyuncuya bakıyorsa bu artık transfer değil açık artırma fragmanıdır. Biri beğendi, öteki niye baktın kavgası. Tıpkı apartmanda satılık dairenin bir anda herkesin kuzenine lazım olması gibi. Önce kimse oralı olmaz, sonra bir talip çıkar ve herkes bir de biz bakalım der.
Haberin İngiliz... diye kesilmesi ise başlı başına sanat eseri. Tam fal bakılırken fincanın kapatılması gibi. İngiliz basını mı, İngiliz kulübü mü, İngiliz anahtarı mı bilemiyoruz. Ama yarım bırakılan her cümle Türk futbolseverde aynı etkiyi yapar: Acaba'yı tetikler. Acaba gidiyor mu, acaba kalıyor mu, acaba menajer mi sızdırdı, acaba yine ocak ayında kombine yenileme kampanyası mı başladı.
Galatasaray tribünü için bu haberler artık hava durumu gibi. Her kış aynı tahmin: Avrupa'dan rüzgar esecek, ortalık toz duman olacak, sonra camı kapatıp maça devam. Bir yanın gururlanıyor, demek ki bizim orta saha Avrupa'nın da dilinde diyorsun. Diğer yanın hesap yapıyor, gittiyse yerine kim gelecek, gelen gideni aratacak mı, aratırsa sosyal medyada kime söylenecek. Transfer dönemi tribüncünün mesaisi çift vardiyadır.
Bu arada orta sahasını güçlendirmek lafı da çok masum duruyor ama içi dolu. Orta saha dediğin evin salonu gibidir, her şey orada yaşanır. Misafir orada ağırlanır, kavga orada çıkar, kumanda orada kaybolur. Salon biraz eskimişse perde değiştirmekle olmuyor, sağlam koltuk lazım. Bizim salon ise maşallah kalabalık, biri kalkmadan öteki oturamıyor. O yüzden biri talip olunca ev sahibi gibi düşünüyorsun: Vereyim mi, vermeyeyim mi, verirsem yerine ne koyarım.
Sonuçta ortada bitmiş bir şey yok, sadece istek var, ilgi var ve yarım kalmış bir İngiliz var. Tıpkı her ara transfer gibi: Herkes istiyor, kimse valizi toplamıyor. Biz de çayımızı alıp izliyoruz, çünkü bu filmin sonunu ezbere biliyoruz. Avrupa ister, Galatasaray oynatır, taraftar gerilir, sezon sonu herkes kendi yoluna. Bir dahaki ocakta yine aynı kavşakta buluşmak üzere.
