SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
Trendyol Süper Lig'in 10. haftasında Beşiktaş ile Kasımpaşa 2-2 berabere kaldı. Maçtan sonra Kasımpaşa Teknik Direktörü Emre Belözoğlu konuştu ve üzülmesi gereken tarafın kendileri olduğunu söyledi.
Türk futbolunda 2-2 zaten başlı başına bir kararsızlık abidesidir. Ne galibiyetin düğün konvoyuna katılırsın ne mağlubiyetin yasına oturursun. Ortada kalırsın, tıpkı pazar günü AVM'ye gidip hiçbir şey almadan dönen aile babası gibi. Herkes yorulmuştur ama kimse neye yorulduğunu bilmez. Bir puan cepte durur ama gönül cüzdanda delik açar.
Üstelik bizim ligde beraberlikten sonra ilk iş kimin daha çok üzülmesi gerektiğine karar vermektir. Puan tablosu ikinci plandadır, asıl mesele hüzün tablosudur. Kimin canı daha çok yandı, kimin ahı daha içten, kimin ofu daha estetik? Hakem düdüğü çalar çalmaz federasyon gizlice üzüntü VAR'ına gider.
Beşiktaş cephesinden bakınca tablo tanıdıktır. Büyük takım tribünü için beraberlik, özellikle iç sahada, çay bardağının yarım gelmesi gibidir. Çay gelmiştir ama sohbet bölünmüştür. Kasımpaşa cephesinden bakınca ise durum bakkaldan ekmek alıp üstüyle sakız alamayan çocuğun burukluğudur. Dönüş yolunda herkes haklıdır ama kimse mutlu değildir.
Kasımpaşa'nın konumu da bu hüzün matematiğini daha eğlenceli hale getirir. Ne şampiyonluk baskısıyla her puan kaybında kombineyi sorgulayan kalabalıklar, ne de düşme korkusuyla her puana kurban kesenler. Arada bir yerde, boğaz kenarında çayını yudumlayıp büyüklerin planını bozan mahalle abisi konforu. Ne de olsa İstanbul'da derbi dediğin bazen trafikte korna çalmak gibidir, ses çok çıkar menzil kısadır. Berabere kalırsın, iki taraf da sana kızar, sen yine vapuru kaçırmazsın.
2-2'lik skor ise tribün kültüründe ayrı bir türdür. 0-0 sıkıcıdır, 1-1 idare ederdir, 2-2 ise tam bir iftara beş dakika kala su içmek gibidir. Sevinmeye sevinirsin ama oruç bozulmuştur. Gol olmuş, tempo olmuş, herkes bağırmış ama eve dönerken insanın aklında tek soru kalır: Biz şimdi sevindik mi, sövdük mü? Sosyal medyada sevinç ve isyan aynı cümlede buluşur.
Bu yüzden maç sonu üzüntü kavgası bizim gündelik hayatın birebir aynasıdır. Apartman toplantısında aidata herkes itiraz eder ama kimse ben ödemeyeyim demez. Taksiyi iki arkadaş paylaşır, ikisi de yolun uzun olan kısmında inmiş gibi hisseder. 2-2 de öyledir, puan bölüşülmüştür ama hüzün bölüşülemez. Herkes pastanın büyük dilimini değil, derdin büyük dilimini ister.
Sonuçta Süper Lig'in 10. haftası bize yine klasik bir ders verdi. Galibiyet üç puan getirir, mağlubiyet tartışma başlatır, 2-2 ise herkese malzeme verir. Bir taraf üzüntünün tapusunu ister, diğer taraf zaten üzgündür ama sıraya girmiştir. Çünkü bu ligde kimse kayıtsız kalmaz, herkes bir şeye üzülür, üzülecek şey biterse fikstüre üzülür. Ve haftaya herkes kaldığı yerden devam eder: Aynı heyecan, aynı serzeniş, aynı iki çay söyleyip maçı baştan konuşma ritüeli.
