Kıtalar Arası Depar: Baze Boğaz Trafiğini Ayaklarıyla Solladı

Yayın Tarihi: 01.11.2026 11:49
Ana Sayfa Haberler Kıtalar Arası Depar: Baze Boğaz Trafiğini Ayaklarıyla Solladı

SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.

48. İstanbul Maratonu’nda kadınlar yarışını Etiyopyalı atlet Kasanesh Ayenew Baze kazandı. Koşucular bu yıl da Asya’dan Avrupa’ya uzanan tarihi parkurda ter döktü. Gün sonunda birincilik kürsüsüne çıkan isim Baze oldu.

İstanbul’da Boğaz Köprüsü’nü yaya olarak geçmenin iki yolu vardır: Ya trafiğin insafına kalırsın ya da maraton sabahını beklersin. Normalde üzerinde korna sesleri arasında ilerlenen o asfalt, yılın bir günü dünyanın en uzun koşu bandına dönüşüyor. İstanbullu için bu başlı başına bir mucize, çünkü köprüde trafiksiz ve stressiz ilerlemek ancak rüyada ya da maratonda mümkün.

Maraton tribünü de bambaşkadır. Futbolda doksan dakika avaz avaz bağıran adam, maratonda elinde çay bardağıyla kenara geçer ve önünden geçen herkese aynı şefkatle seslenir: Hadi aslanım az kaldı! Kalan mesafenin kırk kilometre mi yoksa dört yüz metre mi olduğunun hiçbir önemi yoktur. Önemli olan o anki gazdır. Koşucu o gazla üç saniye kendini olimpiyat finalinde sanır, sonra ilk yokuşta gerçeklerle yüzleşir.

Bir de hepimizin içsel maratonculuğu vardır. Sabah vapuru kaçırmamak için iskelede depar atan, metrobüse yetişmek için merdivenleri üçer beşer çıkan bir milletiz. Bizim antrenman programımız belediye otobüsünün kalkış saatine göre şekillenir. Tek fark, biz finish çizgisinde madalya yerine şoförün dikiz aynasından attığı o bakışı görürüz. Nefes nefese kapıya vurup içeri girmeye çalışmak da bir çeşit sprint finişidir, kabul edelim.

Mesafeler uzadıkça maratonun değişmez senaryosu devreye girer. Doğu Afrikalı atletler tempoyu alır, geri kalan dünya hem onlara yetişmeye hem de kendi bacaklarını ikna etmeye çalışır. Bu durum artık şaşırtıcı değil, yerçekimi kadar kabul edilmiş bir spor gerçeği gibi duruyor. Yokuşta bile ritimleri bozulmayınca insan ister istemez kendi halı saha performansını sorguluyor. Biz üçüncü dakikada el belde soluklanırken birilerinin kıtadan kıtaya akması hem gıpta edilesi hem sinir bozucu.

Üstelik parkur bildiğin İstanbul turu gibidir. Başka şehirde koşarsın, düz yolda sıkılırsın. Burada denize karşı koşuyorsun, bir yanda martı, bir yanda rüzgar, bir yanda yokuş var. Normalde turistlerin fotoğraf çekmek için birbirini ezdiği yerlerde bu kez ter içinde ilerliyorsun. Bir tarafta kebap kokusu, bir tarafta tezahürat, bir tarafta simitçi tezgahı. Vücudun koş diyor, miden dur bir konuşalım diyor.

İşin en acımasız kısmı da bitişten sonra başlar. Maratoncuya madalyayı verirler, suyu muzu verirler, yanında da iki gün merdiven inememe garantisi hediye ederler. Sandalyeden kalkarken çıkan o ses, bu sporun gayriresmi marşıdır. Televizyon başında maraton izlerken yorulan tek millet olabiliriz, uzaktan bakınca bile hamlıyoruz. Koltukta oturup vay be helal olsun demek, bizim maraton kültürümüzün vazgeçilmezidir.

Sonuçta Kasanesh Ayenew Baze İstanbul’da bir kıtadan diğerine herkesten hızlı geçti ve adını 48. maratonun hikâyesine yazdırdı. Biz ise yine aynı soruyla kaldık: Seneye koşar mıyız? Cevap belli, koşmayız ama izlerken sanki koşmuş gibi yoruluruz. Yine de köprünün üstünde rüzgarı arkasına alıp gidenleri alkışlamak güzel. Çünkü İstanbul’da trafiği yenmenin tek yolu bazen arabadan inip koşmaktır.

Yapay zekâ desteğiyle hazırlanmış spor mizahı. Mizahi yorumlar gerçek açıklama veya yeni haber bilgisi değildir. Kaynak: A Spor

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş WhatsApp'ta Paylaş