SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
Türkiye Sigorta Basketbol Süper Ligi ekiplerinden Fenerbahçe Tarfin, Dwight Powell'ı kadrosuna kattığını resmen duyurdu. Açıklama kısa, net ve tartışmaya kapalıydı. İsim belli oldu, gerisi artık tribün muhabbetine emanet.
Resmi duyuru deyince bizim basketbol kamuoyunda herkesin aklına aynı şablon geliyor. Karanlık koridor, ağır çekim yürüyüş, arkadan gelen kalp atışı sesi ve en sonda formanın arkasının dönmesi. Oysa bu sefer metin o kadar düzdü ki insan ister istemez şüpheleniyor. Herkes kısa metne üç kez baktı, yoksa birileri yanlışlıkla heyecansız mı davrandı diye tribünde küçük bir panik yaşandı.
Çünkü bizde transfer haberi artık sadece kadro hareketi değil, bir yaz dizisi gibi takip ediliyor. Önce yabancı basında minik bir fısıltı çıkar, sonra sosyal medyada uçuşlar takip edilir, havaalanı kameraları ısınır. En sonunda tanıdık bir abi çıkar ve şöyle der: Hayırlı olsun, bitti bu iş. Bu kez dizi tek bölüm sürdü, sezon finali erkenden geldi ve kimse sabahlayamadı.
İsmin telaffuzu da tribünde ayrı bir antrenman konusu oldu bile. Dwight Powell demek, deplasman otobüsünde üç kere hızlı söyleme oyunu gibi. İlk denemede dil sürçer, ikinci denemede yanındaki düzeltir, üçüncü denemede herkes sanki kırk yıldır tanıyormuş gibi rahatlar. Bir hafta sonra lakap bulunur, tezahürat kısalır, forma arkasındaki isim zaten her şeyi çözer.
Fenerbahçe Tarfin ismini art arda söylemek de ayrı bir kondisyon işi. Eskiden sadece Fenerbahçe demek yeterdi, şimdi araya Tarfin girince dil ekstra bir pas istasyonu yapıyor. Söylerken nefes kontrolü şart. Market kasasında poşet ister gibi sponsor ismini ıskalamamak lazım, yoksa bir bakmışsın eski tezahüratla yeni forma birbirine faul yapıyor.
Transferin en güzel yanı, herkesin bir anda basketbol profesörü kesilmesi. Daha dün potaya tersten bakan komşun, bugün rotasyon, spacing ve kimya anlatıyor. Sanki yeni bir ev arkadaşı gelmiş gibi herkesin bir düzeni var. Sen şurada dur, sen çöpleri çıkar, sen de kritik anlarda üçlüğü sok. Evde bulaşık kavgası çıkaran planlama, nedense sahada kusursuz işleyecek sanılıyor. Kanepe koçu olmak kolaydır, ter dökmek zordur ama bunu kimse duymak istemez.
Bir de hoş geldin mesajları evreni var. Binlerce kişi aynı anda büyük oynuyor, beklenti tavana çıkıyor. Kargo takip ekranına bakar gibi kadro sayfası yenileniyor. Oysa işin gerçeği basit ve güzeldir. Yeni bir isim gelir, antrenman başlar, taraftar sabırsızlanır, salonun ışıkları biraz daha parlak görünür. Gerisini zaten topun zıplama sesi halleder, gerilim müziğine gerek kalmaz.
Sonuçta Fenerbahçe Tarfin nokta atışı bir duyuru yaptı ve Dwight Powell defteri resmen açıldı. Bundan sonrası ne abartılı beklenti ne de acele hüküm ister. Biraz maç izlenir, biraz çekirdek çitlenir, yeni tezahürat dilde denenir, pankartlara yeni fikirler eklenir. Top havaya atıldığında herkesin tek derdi aynı olur, sarı lacivertli tribün yine bildiği gibi yapar ve oyuna sonuna kadar sahip çıkar.
