SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
Fenerbahçe, İsmail Kartal ile yolların ayrıldığını duyurdu. Kulüp, kasım ayının ilk haftasında girilecek milli araya kadar takımın Dirk Kuyt tarafından çalıştırılacağını açıkladı. Yani sarı lacivertlilerde teknik direktörlük koltuğu şimdilik emanet usulü doldurulacak.
Milli araya kadar formülü Türk futbolunun en sevdiği geçici cümledir. Tıpkı pazartesi diyete başlıyorum, bayramdan sonra sigarayı bırakıyorum, misafirler gidince evi toplayacağım gibi kulağa hem planlı hem de ertelemeli gelir. Kasım ayının ilk haftası takvimde öyle bir işaretlenmiştir ki sanki o tarihte bütün taktik tahtaları sıfırlanacak, bütün ortalar adresi bulacak.
Dirk Kuyt ismi duyulunca Kadıköy'de bir an elektrikler geri gelmiş gibi oldu. Tribün refleksi bellidir, eski göz ağrısı kulübeye yaklaşınca herkes bir anda taktik dehasından çok akrabalık bağı kurar. Bizim çocuk, bizim aileden, sahada basmadık yer bırakmazdı hissi, teknik direktörlük dosyasının önüne geçer. Oysa kulübe ile saha arası, mutfakla salon arası gibidir, ikisini de severiz ama birinde çay demlenir diğerinde maç izlenir.
Geçici teknik adam durumu da tam bir emanet anahtar hikâyesidir. Komşuya evi bırakırsın, çiçekleri sula dersin, kapıyı iki kere kilitle dersin, bir de kombiye dokunma diye tembihlersin. Herkes bilir ki komşu evi taşımayacak, sadece kediyi aç bırakmayacak. Kuyt döneminden beklenen de aşağı yukarı budur, takımı bir yerden bir yere şampiyon yapması değil, ocağın altını kısmadan çorbayı taşırmadan milli araya ulaştırmasıdır.
Elbette bu arada memleketin yedi milyon teknik direktörü hemen göreve başlamıştır. Kimi kadroyu sosyal medyada kurmuş, kimi halı sahadaki dizilişi örnek göstermiş, kimi bakkaldan ekmek alırken bile üçlü mü dörtlü mü diye düşünmüştür. Milli araya kadar olan her antrenman fotoğrafı büyüteçle incelenecek, ısınma hareketindeki ciddiyetten takımın karakter analizi çıkarılacak. Birisi düz koşu yaparken gülümserse kriz, somurtursa disiplin var diye yorumlanacak.
İşin güzel tarafı, milli aranın Türk futbolunda resmi tatil gibi görülmesidir. Herkes bir nefes alır, televizyon tartışmaları iki hafta aynı cümleleri çiğner, sonra herkes sanki hiç yorulmamış gibi geri döner. Bu yüzden Kuyt'ın görevi bir maraton koşmak değil, mola yerine kadar otobüsü devirmeden götürmek gibidir. Yolcular zaten cam kenarında oturmuş, şoföre karışmadan şoförü beğenmeme sanatını icra etmektedir.
Kadıköy'de beklenti yönetimi de ayrı bir tribün kültürüdür. Aynı anda hem sabır lazım hem hemen sonuç lazım, hem gençler oynasın hem tecrübeliler sahada olsun, hem göze hoş gelsin hem skor gelsin denir. Bu istek listesiyle pazara çıksan file yırtılır. O yüzden geçici dönemler aslında herkes için bulunmaz nimettir, beğenmediğin her şeyi geçiciliğe, beğendiğin her şeyi kalıcı umuda bağlayabilirsin.
Sonuçta kasımın ilk haftasına kadar Fenerbahçe'nin hikâyesi belli, dümende tanıdık bir isim, takvimde işaretli bir mola, tribünde bitmeyen bir yorum maratonu. Olur da rüzgâr arkadan eserse herkes zaten böyle olacağı belliydi diyecek, ters eserse zaten geçiciydi diyecek. Türk futbolunda geçici olandan daha kalıcı ne var ki.
