SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
Trendyol Süper Lig'de 10. hafta perdeyi Konyaspor-Galatasaray maçıyla açacak. Okan Buruk yönetimindeki sarı-kırmızılılar liderliğini korumak için sahaya çıkarken İlhan Palut'un Konyaspor'u da taraftarının önünde oynayacak.
Bu maçın kendisi kadar meşhur bir başka şey varsa o da başlığıdır: Ne zaman, saat kaçta, hangi kanalda. Türk futbolseverin milli üçlemesi gibidir bu. Ezan saati, iftar menüsü ve maç saati asla tartışmaya kapalıdır, sadece öğrenilir. WhatsApp gruplarında bir amca mutlaka sorar, bir kuzen mutlaka yanlış cevap verir, sonunda herkes aynı ekran başında buluşur. Maçtan önce oynanan bu bilgi yarışı, bazen maçın kendisinden daha çekişmelidir.
Haftanın açılış maçını oynamak da ayrı bir iştir. Süper Lig fikstürü seni en başa koyduysa geçmiş olsun, bütün ülkenin gözü üstündedir. Evde misafir varken ilk çayı dökmek gibidir; herkes izler, herkes yorum yapar. Konyaspor için bu durum ev sahibi kontenjanından artı stres demektir. Misafir lider gelmiş, ev dağınık olmasın, çay demlenmiş olsun, tribün dolmuş olsun. Galatasaray için ise lokantanın ilk müşterisi olmak gibidir; yemekler taze, beklenti yüksek, garsonlar gergin.
Liderlik dediğin şey de zaten kirada oturmak gibidir. Her hafta kapıya biri dayanır, aidat gecikmiş mi diye bakar. Okan Buruk'un ekibi şimdilik koltuğun tapusunu cebinde taşıyor ama Süper Lig'de tapu kadastroya güven olmaz. Bir bakmışsın Konya'da rüzgar ters esmiş, puan cetveli alt üst olmuş. O yüzden lider takımın lüksü yoktur; her maça sanki sonuncuymuş gibi çıkmak zorundadır, yoksa tribünde hemen felsefe yapılır: Çok havaya girdiler.
Öte yandan iç saha oynamak Anadolu'da ciddi bir iştir, hele rakip Galatasaray'sa. Konyaspor taraftarı için bu maç düğün dernek gibidir; haftalar öncesinden hazırlanılır, atkılar yıkanır, ses telleri ısındırılır. İlhan Palut'un ekibi sahaya çıktığında tribün öyle bir uğuldar ki rakip kendini yanlışlıkla rüzgar tünelinde sanabilir. Konya'da deplasman yapmak, kışın ayazda etliekmek kuyruğunda beklemek gibidir; sabır ister, dikkat ister, en ufak rehavette sıra da maç da gider.
Bir de işin 10. hafta detayı var. Ligin bu dönemi artık kimseye torpil geçmez. İlk haftaların o tatlı bahaneleri bitmiştir; takım oturmadı, hava sıcaktı, zemin azizliğiydi, hepsi rafa kalkmıştır. 10. hafta, evliliğin üçüncü ayı gibidir; cicim ayları bitmiş, gerçek huylar ortaya çıkmıştır. Kim gerçekten lider, kim tabelaya yanlışlıkla bakıp sevinmiş, yavaş yavaş anlaşılır. O yüzden bu maç sadece üç puan değil, karakter testi niyetine izlenir.
Maç günü tribün sosyolojisi de ayrı komedidir. Ekran başında izleyen tayfa ikiye ayrılır: Biri sürekli taktik tahtası kesilir, sanki elinde lazerli kalem varmış gibi boşlukları anlatır. Diğeri tamamen duygusaldır, her pozisyonda ayağa kalkar, komşunun çayını döker. Stattaki taraftar ise bambaşkadır; doksan dakika susmadan bağırır, sonra eve gidip sesi kısıldığı için fısıldayarak çay ister. Futbol bu yüzden güzeldir; aynı maçı izleyip tamamen farklı maçlar anlatırız.
Sonuç olarak Konyaspor-Galatasaray buluşması, haftanın fragmanı gibi duruyor önümüzde. Biri evinde gücünü göstermek isteyecek, diğeri zirvede kalmak için vitese devam edecek. Biz taraftarlara düşen ise malum: Çekirdeği hazırlamak, koltuktaki favori çukura gömülmek ve doksan dakika boyunca teknik direktörden daha iyi bildiğimize inanmak. Hafta nasıl başlarsa öyle gider derler; o yüzden bu açılış, ligin geri kalanına da ayar çekecek gibi. Şimdiden herkese bol pozisyonlu, az kalp çarpıntılı seyirler.
