SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
Ziraat Türkiye Kupası 3. turunda Eskişehirspor ile Alagöz Holding Iğdır FK karşı karşıya geldi. Mücadelenin 97. dakikasında Kerem Baykuş fileleri havalandırdı ve skor 1-0 oldu.
97. dakika futbolda resmi olarak zaman değil, psikolojik bir sınavdır. Evde olsan kombinin derecesiyle oynarsın, markette olsan kasa kuyruğunda sabrın tükenir, trafikte olsan kırmızı ışıkta kornaya davranırsın. Tribünde ise herkes aynı anda telefonunun saatine bakmayı bırakır. Kerem Baykuş tam o anda golü attı, yani herkesin içinden saymayı bıraktığı saniyede herkesin aynı sevinçte buluştuğu saniyede.
Eskişehirspor taraftarı olmak artık sadece maç izlemek değil, biraz da mahalle fırınını ayakta tutmaya benziyor. Herkes bilir ki simit her gün çıkar ama o kuyruğa girmek bir sadakat işidir. Kupa maçı da böyle bir şeydi, hafta içi akşamı, soğuğu, yorgunluğu bir kenara bırakıp gelenler için oynandı. Gol gelmeyince kimse söylenmedi değil, içinden yedi kere taktik değiştirdi, üç kere çayından vazgeçti.
Rakibin ismini tabelada görmek bile başlı başına bir kondisyon çalışması. Alagöz Holding Iğdır FK demek, tezahürat arasında nefes almak için mola istemek demek. Eskişehirli çocuk spiker gibi olmak zorunda kaldı, önce skoru söyledi sonra sponsorun tamamını doğru telaffuz etmeye çalıştı. Gol anonsunda isimler üst üste binince ortaya sanki belediye hoparlöründen anons yapılıyormuş gibi bir ciddiyet çıktı.
Kerem Baykuş ismi de bu geceye fazla uydu, kabul edelim. Baykuş dediğin zaten gündüz ortada görünmez, gece herkes uykuya hazırlanırken kanat çırpar. Dakika 97 de futbolun gece yarısı sayılır, herkesin pili bitmiş, dili damağı kurumuş. Tam o sırada çıkıp gol atmak, apartmanda herkesin uyuduğunu sanıp mutfakta sessizce tost yapanın çıtırtıyla yakalanması gibi bir şey, saklanamaz bir ses çıkarır.
Türkiye Kupası zaten Türk mutfağındaki misafir sofrasına benzer, herkes bir kaşık alır ama asıl hikaye sofranın etrafında döner. Büyükler nasıl olsa varız havasındadır, küçükler ise hele bir 90 dakika direneyim de gerisi Allah kerim der. 97. dakikaya kadar 0-0 gitmek, misafirlikte tatlıdan önce kimsenin kalkmaması gibidir, herkes birbirini süzer. Gol gelince de masa bir anda şenlenir, çaylar tazelenir.
Tribünde gol sevinci de ayrı bir sosyoloji dersi. Ön sıradaki amca kollarını açar, arkadaki genç atkıyı savurur, yan taraftaki teyze çantasını sıkı sıkı tutar ama gülümsemekten vazgeçmez. Kimse birbirini tanımaz ama 97. dakikadaki o 1-0 herkesi aynı apartmanın balkonuna çıkarmış gibi yapar. Eve dönüş yolunda herkes taktik profesörü olur, sanki golü atan değil, golün dakikasını ayarlayan kendisidir.
Sonuçta tabelada yazan şey çok basit, Eskişehirspor 1-0 önde ve golün sahibi Kerem Baykuş. Fakat o tabelanın arkasında bekleyenlerin hikayesi var, soğukta bekleyen parmaklar, bitmeyen uzatmalar, bitmek bilmeyen tezahüratlar. Kupa dediğin de zaten böyle hatırlanır, kim hangi pası verdi unutulur ama 97. dakikada bir şehrin aynı anda ayağa kalktığı akılda kalır. Eskişehir o gece eve galibiyetle değil, anlatacak yeni bir 97. dakika hikayesiyle döndü.
