SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
Eskişehirspor, Ziraat Türkiye Kupası 3. eleme turunda Alagöz Holding Iğdır FK'yı 1-0 mağlup etti. Galibiyet golü 90+7. dakikada Kerem Baykuş'un duran toptan kaydettiği golle geldi. Böylece kırmızı-siyahlılar kupada yoluna devam etti.
Eskişehir'de maç izlemek zaten başlı başına bir sabır testidir, 90+7'de gol beklemek ise resmen evlilik terapisi gibidir. Herkes saatine bakar, herkes birbirine bakar, kimse eve gitmez ama herkes söylenmeye başlamıştır. Tam çaylar bitmiş, atkılar toplanmış, otobüs saatleri hesaplanırken top ağlarla buluşur. Türk futbolunun özeti budur: Plan yapma, 90+7'yi bekle.
Soyadı Baykuş olan bir adamın gece vardiyasında ortaya çıkmasından daha doğal ne olabilir. Gündüz ortalıkta görünmez, ses çıkarmaz, duran top olana kadar kanatlarını açmaz. 90+7 de zaten baykuş saatidir, mahallede herkes uyumuş, ışıklar sönmüş, bir tek fırıncı ile güvenlik görevlisi ayaktadır. Kerem de tam o saatte çıkmış, sessizce işini bitirmiş. Ornitoloji bilseydi bu golü önceden haber verirdi.
Eskişehirspor tribünü bu ülkede ayrı bir sosyoloji bölümüdür. Lig neresi olursa olsun, hava kaç derece olursa olsun, tezahüratın desibeli değişmez. Adamlar yıllardır kupa görsün görmesin, soğuğu iliklerine kadar hissetsin hissetmesin, aynı ciddiyetle takımı finale çıkıyormuş gibi destekler. Bu yüzden 1-0'lık galibiyet orada sıradan bir skor değildir. Düğünde takılan altın gibi cebe konur, uzun süre konuşulur, her misafire gösterilir.
Karşıda da adı tabelaya sığmayan Alagöz Holding Iğdır FK var. Söylerken nefessiz kalıyorsun, yazarken satır atlıyorsun. Modern Türk futbolu böyle bir şey işte, takım mı tutuyorsun holding raporu mu okuyorsun belli değil. Ama kupanın güzelliği de burada, kağıt üstündeki unvanlar 90+7'de duran topa çarpıp dağılıyor. O dakikadan sonra holding de olsan, tabela da olsan, fileye giden topun karşısında sadece izleyici oluyorsun.
Ziraat Türkiye Kupası zaten başlı başına bir mahalle turnuvası romantizmi taşır. Üst ligden gelen takım burun kıvırır, alt ligden gelen takım bayram yerine çevirir. Biri rotasyon yapayım derken kendini manşette bulur, öteki tur atlayayım derken şehirde konvoy yapar. Bu 3. eleme turu da tam o ara kattır, ne tam vitrin ne tam amatörlük. Herkesin birbirine çelme takabildiği, favori kavramının çamaşır makinesinde çekmiş kazak gibi küçüldüğü yerdir.
90+7'de duran toptan gol yemek de gündelik hayatta en çok şeye benzer. Fırının önünde bekleyip son ekmeği kaptırmak gibi, dolmuş tam kalkarken el sallamak gibi, telefonun şarjı yüzde birde kapanması gibi. Yapacak hiçbir şey yoktur ama insanın içi kaynar. Iğdırlı oyuncunun psikolojisini düşün, doksan dakika direnmişsin, eve tur hayaliyle gitmek üzeresin. Sonra bir orta geliyor ve bütün hesaplar, tıpkı ay sonu gelmeden biten maaş gibi bir anda buharlaşıyor.
Şimdi Eskişehir'de bir süre herkes birbirine aynı şeyi anlatacak, neredeydin o dakika diye sorulacak. Kimi diyecek ben demiştim, kimi diyecek zaten belliydi, kimi de golü görmemiş ama görmüş gibi anlatacak. Kupa böyle bir hafızadır, skor unutulur hikaye kalır. 1-0'lık bu maç da yıllar sonra anlatılacak, 90+7 büyütülecek, duran top efsaneye dönüşecek. Baykuş bir kez öttü, bütün şehir duydu, mesele budur.
