SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
Vodafone Sultanlar Ligi'nin 5'inci haftasında Fenerbahçe Medicana, sahasında konuk ettiği Eczacıbaşı Peron İstanbul'u 3-1 mağlup etti. Kâğıt üstünde dört setlik net bir galibiyet gibi duruyor, tribünde ise hikâyesi geri dönüş diye anlatılan bir akşam oldu.
Voleybol salonunun adabı futbol tribününe hiç benzemiyor, bunu bir kez daha anladık. Kimse hakeme soy ağacı üzerinden seslenmiyor, kimse yan hakemi baskı altına almıyor, herkes ritmik alkışta buluşuyor. Yan koltuktaki amca tempo tutuyor, öndeki teyze pozisyon bitmeden aferin diye bağırıyor, bütün salon bir anda dev bir aile toplantısına dönüyor. Misafirliğe gelen Eczacıbaşı'nı da bu aile şefkatiyle karşıladılar, hoş geldin dediler, sonra da file üstünde hiç acımadılar.
Bizde geri dönüş lafının ayrı bir karizması var. Düz kazanırsın, kimse hatırlamaz, ama skor 3-1 olunca hemen destan yazılır. Maçın bir yerinde tökezle, milleti bir korkut, tansiyonu çıkar, sonra arka arkaya toparlayıp kahraman ol. Türk dizisi mantığı işte, kırkıncı bölümde giden karakter altmışıncı bölümde ikizi olarak geri döner. Fenerbahçe Medicana da bu senaryoyu voleybola uyarladı, seyirciyi önce koltuğunda zıplattı, sonra rahatlattı.
3-1 zaten Türk sporseverin en sevdiği skorlardan biridir. 3-0 çok acımasız durur, komşuya ayıp olur, 3-2 desen kalp dayanmaz, sabaha kadar uyku tutmaz. 3-1 tam kıvamında, ne şiş yandı ne kebap. Yenen de biraz direndik ama aldık diye sevinir, yenilen de bir set aldık, tamamen ezilmedik diye avunur. Akşam evde makarna yenir, çay demlenir, herkes mutlu uyur. Voleybolun sosyal devlet skoru budur.
Voleybolu izlerken insan kendini gündelik hayatta gibi hissediyor. Manşet almak pazardan dönerken patates poşetini tek seferde kapıya taşımaya benziyor, top dengesiz gelirse kollar sızlıyor. Blok yapmak apartman toplantısında aidat zammına itiraz etmeye benziyor, hep birlikte zıplıyorsun ama aradan biri sızıp geçiyor. Smaç vurmak ise pazartesi sabahı alarmı susturup yataktan fırlamak gibi, vurdun mu vurdun, vuramadın mı bütün gün suratın asık geziyorsun. Fenerbahçe o akşam bu günlük işleri biraz daha düzenli yaptı, o kadar.
Fenerbahçe ile Eczacıbaşı'nın maçı artık sıradan bir lig maçı değil, yıllardır süregelen bir mutfak rekabeti. Biri dolmayı daha iyi yaptığını iddia ediyor, öteki böreğin patentinin kendisinde olduğunu söylüyor. İki taraf da birbirinin nereye servis atacağını, molada kimin önce su içeceğini ezbere biliyor. Bu yüzden maçtan çok satranç gibi, herkes hamleyi önceden tahmin ediyor ama yine de heyecanlanıyor. Seyirci de bu ezberi seviyor, çünkü sürpriz az ama kalite bol.
Tribün tarafı da ayrı bir şenlik. Futbolda davulun gölgesinde kalan tezahüratlar, voleybolda alkışla çözülüyor. Üç kişi aynı anda farklı tempo tutuyor, dördüncü kişi hepsini toparlamaya çalışıyor, ortaya çıkan ses bir süre sonra düğünde halay başının karıştırmasına dönüyor. Arkada oturan abi her rallide ayağa kalkıp sakin sayı bizim diyor, sanki fileye kendisi çıkacakmış gibi. Kimse ona kızmıyor, çünkü salondaki herkes bir noktada aynı abiye dönüşüyor.
Sonuçta ligin 5'inci haftasında alınan bu 3-1, ne şampiyonluk demek ne de havlu atmak demek. Daha sezonun başı, takımlar yeni ısınıyor, taraftar şimdiden puan hesabıyla kafasında tablo açmış durumda. Ama şunu gösterdi, Fenerbahçe Medicana evinde misafir ağırlamayı biliyor, önce hoş geldin diyor, sonra setleri toplayıp kapıya kadar uğurluyor. Eczacıbaşı Peron İstanbul için de yol uzun, rövanş defteri açık, voleybolsever için ise bundan iyisi yok. Bol setli, bol alkışlı akşamlar devam etsin.
