SPOR MİZAHI · Gerçek haberden esinlenen mizahi yorum.
Galatasaray, Lille deplasmanından 4 golle 3 puan çıkardı. Özellikle ikinci yarıda oynanan futbol, camiadaki kara bulutları dağıttı. Sarı-kırmızılılar derbi öncesinde sağlam bir oyun referansı yakalamış oldu.
Türk futbolunda bulutların dağılması meteorolojideki gibi değildir. Bizde bir bulut dağılınca yerine hemen başka bir bulut sipariş edilir. Hafta içi sosyal medyada fırtına, televizyonda sis, tribün WhatsApp grubunda kırağı vardı. Lille'deki ikinci yarı adeta belediyenin ilaçlama aracı gibi geçti mahalleden; herkes camı açıp oh be çekti, sinek de kalmadı dert de.
Osimhen hiçbir takımda yok lafı ilk duyuşta stokta kalmamış ürün anonsu gibi. Tezgahtar omuz silkiyor sanki: Kalmadı abi, başka şubede de yok, depoda da yok. Hakikaten de piyasada muadili zor bulunan bir model. Kimi forvet koşar, kimi gol kovalar, kimi tribünü coşturur; o hepsini aynı pakete koyup üstüne fiyonk bağlıyor gibi duruyor. Eldekiyle yetinmeye alışmış taraftar için vitrinde dondurma görmek gibi bir şey.
Üstelik işin geçtiği yer Lille deplasmanı. Avrupa deplasmanı bizim için başlı başına bir tedirginliktir; pasaport kuyruğu stresi, otel kahvaltısında zeytin bulamama hüznü, dil bilmeden yön sorma çaresizliği. Galatasaray oraya gidip dört golle dönmüş. Dört gol deplasmanda valize zor sığar, gümrükte takılır diye korkarsın. Sarı-kırmızılılar hiç çekinmeden doldurmuş bavula, üstüne üç puanı da el bagajı yapmış.
Derbi öncesi sağlam oyun referansı yakalamak da ayrı bir sanattır. Bildiğin iş görüşmesine temiz gömlekle gitmek gibi. Daha düne kadar evde eşofmanla dolaşan takım bir anda takım elbiseyi çekmiş, tıraş olmuş, CV'yi güncellemiş. Tribün de o ciddi İK müdürü gibi koltuğa yaslanmış durumda: Anlat bakalım, ikinci yarıdaki temponun sürdürülebilirliği konusunda ne düşünüyorsun? İlk yarıdaki tutukluk sayılmaz, o staj dönemiydi.
Başlıktaki Aslan'ın borcu Kanarya'nın fırsatı meselesi ise tribünün en sevdiği banka sistemidir. Bizde her galibiyet bir alacak, her derbi bir tahsilat günü. Kim kime ne borçlu, faiz kaç, vade ne zaman doluyor kimse tam bilmez ama herkes defteri açmış hesap yapıyor. Biri pusuda bekliyor, öteki cüzdanı yokluyor. Halbuki ortada para mara yok, tamamen duygusal senetler uçuşuyor havada.
İkinci yarının bu kadar sevilmesinin sebebi gündelik hayata benzemesi. İlk yarılar hep pazartesi sabahı gibidir; uyanamamışsın, çay demlenmemiş, otobüs kaçmış. İkinci yarı birden cuma öğleden sonraya döner, işler hafifler, müdür izne çıkar. Galatasaray da Lille karşısında güne geç başlayıp akşama doğru açılan esnaf gibiydi. Kepenk ilk yarıda yarım, ikinci yarıda tam açık, içeri müşteri yağıyor.
Şimdi herkes aynı soruda kilitlendi: Gerçek Galatasaray hangisi, ilk yarıdaki mi ikinci yarıdaki mi? Cevap tribünde belli: İkisi de gerçek, bizim takım biraz kararsız, biraz heyecanlı, biraz da naz yapıyor. Lille'de atılan dört gol derbinin garantisi değil ama moral olarak kombiye su basmaya benziyor. Petekler ısınır mı, derbide hava soğur mu göreceğiz. O güne kadar bulutlar rafta kalsın, gökyüzü biraz açık kalsın yeter.
